Cinnah Cad. No:54 Çankaya Ankara Türkiye
+90 312 442 5656   +90 530 151 5330

PREİMPLANTASYON GENETİK TARAMA YÖNTEMİ (PGS)

 
PGS yöntemi, tüm yaş gruplarında yapılabilen, tüp bebek denemelerinde, başarı şansınızı arttıran ve gebeliğe sağlıklı bir başlangıç yapmanızı sağlayan bir uygulamadır…
 
Sağlıklı Gebelik Sağlıklı Embriyo ile Başlar
 
Embriyonun doğru sayı ve dizilimde kromozom yapısına sahip olması, sağlıklı bebek gelişimi için esastır. Eğer embriyo eksik ya da fazla sayıda kromozom içerir ise buna anöploidi denilmektedir.
 
PGS tekniği sayesinde, kromozomal olarak normal, yani sağlıklı embriyo seçilebilmektedir. Bu nedenle PGS,  tüp bebek başarı şansını arttırmakta, aynı zamanda, yaştan bağımsız olarak  tek embriyo transferi yapıldığı için, çoğul gebelik riskini düşürmekte ve sağlıklı bebek sahibi olma ihtimalini yükseltmektedir.
 
Kimlerde kromozomal olarak sağlıksız  embriyo gelişme riski vardır?
 
Kromozomal olarak sağlıksız embriyo her yaş grubunda oluşabilmektedir. Ancak risk, kadın yaşı arttıkça artmaktadır. Örneğin genç yaş olarak kabul ettiğimiz 26-29 yaş grubunda  bu risk %20-25’ler civarında iken, 42-45 yaş aralığında %80-90’lara kadar çıkmaktadır.
 
Embriyoların kromozomal olarak sağlıksız olması neden önemlidir?
 
Eğer embriyo kromozomal olarak sağlıksız ise, bu embriyoların hem rahime tutunma şansı yani gebelik ihtimali düşmekte, hem de düşükle kaybedilme riski ya da sağlık sorunları ile doğma riski artmaktadır.  Sağlıksız embriyo rahim içine tutunup, devam etme durumunda da, maalesef, Down sendromu gibi sağlıksız gebeliklere neden olabilmektedir.  Unutulmamalıdır ki, tüp bebek laboratuvarında mikroskop altında yapılan değerlendirmede embriyo şekilsel olarak çok iyi kaliteli olarak değerlendirilse bile, bu durum kromozomal sağlıklılık açısından bilgilendirici olmamaktadır. Bu nedenle embriyonun görüntüsel olarak kaliteli olması, kromozomal olarak sağlıklı olduğunun bir göstergesi değildir.
 
PGS yöntemi Tüp bebek sonuçlarını nasıl arttırıyor?
 
PGS, embriyolara zarar vermeksizin, embriyoların tüm kromozomlar (24 çeşit; 46 adet) açısından taranmasını sağlayan ve sağlıklı embriyonun tespitine olanak veren en modern yaklaşımdır. Kromozomal olarak normal yapıda olduğu saptanan tek bir embriyonun transferi ile her yaş grubundaki hastalarda hem gebe kalma oranı artmakta hem de gebeliğin düşükle kaybedilme riski azalmaktadır.
PGS yöntemi nasıl yapılmaktadır?
 
Klasik tüp bebek tedavi uyarımı sonrasında toplanan yumurtalar aynı gün mikroenjeksiyon yöntemi uygulanarak sperm ile birleştirilmekte ve elde edilen embriyolar blastokist aşamasına kadar takip edilmektedir. Biyopsi yapmaya uygun kalitede olan embriyoların trofoektoderm tabakalarına  biyopsi işlemi yapılarak hücre örnekleri alınmakta ve  sonra embriyolar tek tek dondurulmaktadır. Genetik analiz yapılmasının ardından normal kromozomal dizilime sahip embriyo saptanır ise dondurulmuş embriyo transferi yapılması planlanmaktadır.
 
Farklı tekniklerle genetik analiz yapılabilmekte olup, biz hastalarımız için doğruluk oranı en yüksek,  en güvenilir ve güncel teknik olan Next Generation Sequencing (NGS) yöntemi ile kromozom analizi yapmaktayız.
 
 
PGS yöntemi kimlere uygulanabilir?
 
PGS yöntemi;
 
- Özellikle 38 yaş ve üstünde tüp bebek uygulaması yapılacak hastalar başta olmak üzere, isteğe bağlı olarak her yaş grubunda uygulanabilir.
 
- Eşlerden birinde kromozomal olarak kopma, yer değiştirme gibi yapısal bir problem varlığı durumunda da embriyodan alınan örneklerde hem bu problem taranabilmekte hem de diğer tüm kromozomlar açısından da tarama yapılabilmektedir.
 
-Saptanmış bir genetik hastalık varlığı nedeniyle preimplantasyon genetik tanı (PGD) yöntemi uyguladığımız hastalarımızda,  PGD uygulamasına (genetik hastalık taraması) ilaveten PGS uygulaması (46 kromozom taraması) yapılmasını da önermekteyiz. Bu sayede hem genetik hastalığı barındırmayan hem de tüm kromozomlar açısından sağlıklı olan embriyo tespit edilebilmekte ve sağlıklı çocuk sahibi olma ihtimali arttırılmaktadır.
 
-İlaveten, daha önce tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı olan hastalarda ve tekrarlayan gebelik kaybı olan çiftlerde de PGS yöntemi uygulanabilmektedir.
 

 
Her kadın belirli bir yumurtalik rezervi ile dünyaya gelir  ve bu rezervden her ay belli bir miktar tüketir. Kadın yaşı ilerledikçe, özellikle 38 yaş ve sonrasında, kalan yumurtaların down sendromu, trizomi gibi sayısal kromozomal kapsamda sağlıksız olma riski artar. Dolayısı ile   bu yumurtalarla yapılan mikroenjeksiyon sonrasında oluşan embriyoların kromozomal açıdan sağlıksız olma riski de  artar. Gerek bayda, gerekse bayanda yapılan kromozom analizinde herhangi bir genetik problem olmasa bile, embriyolarda varolabilecek kromozomal bozukluklar; bu yaş grubunda gebelik oranını düşürürken,  tekrarlayan düşük riski ve gebelik kayıplarını da tetikleyebilmektedir.

Preimplantasyon Genetik Tarama (PGS) islemini merkezimizde ileri bayan yaşında  (38 yaş sonrası) ve tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan olgularda ve yine tekrarlayan başarısız tüp bebek uygulamaları sonrasında  ağırlıklı olarak önermekteyiz. Tüp bebekte başarılı olmak için her basamak çok önemli olmakla birlikte, sunulan bu tedavi seçeneğinde, laboratuvar kalitesi ve işlemi uygulayacak olan embriyologların deneyimi daha da önem arz etmektedir. Yalnızca iyi laboratuvar koşullarında  döllenen bir yumurta, kaliteli bir embriyoya dönüşebilir, ve biyopsi için uygun olabilir.

PGS işleminin laboratuvar ayağında, hastalarımız rutin olarak rezervlerine uygun yumurta uyarım protokolü sayesinde yumurta toplama gününe hazır duruma getirilir. Yumurta toplama günü, büyüyen follüküllerden aspire edilen sıvı içerisinden yumurtalar toplanır ve yalnızca olgun olan yumurtalar ile eşlerden alınan sperm hücreleri mikroenjeksiyon yöntemi ile birleştirilir.

Mikroenjeksiyon işleminden hemen sonra, yumurtalar Embriyoskop dedigimiz en güncel teknolojinin kullanıldığı inkubatörlere yerleştirilir. 15-20 dakikada bir çekilen fotoğraflarla oluşan videoları embriyoları strese maruz bırakmadan inceler ve bu kapsamda  detayli analizi sağlarız.. Bu aşamada PGS uygulanan tüm hastalarımıza Embriyoskop teknolojisini önermekteyiz. Bunun temel sebebi embriyo üzerinde oluşabilecek ve dolayısıyla embriyo kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek tüm stres unsurlarını azaltmaktır.  Buna ek olarak, yalnızca bu cihaz(teknoloji) sayesinde farkına varabileceğimiz bazı anormal bölünme şekillerini de detaylı olarak inceleyip, hastalarımızı bilgilendirmekteyiz. Biyolojik bir hadise olan bu anormal bölünme şekillerini embriyonun dış görünüşü yani morfolojisine bakarak tanımlamak mümkün olmadığından; diğer bir deyişle, cok kaliteli bir embriyo transferi sonrası, gebeliğin oluşmadığı durumlarda,  bunun nedeni bazen bu anormal bolunme sekilleri olabilmektedir.. Dolayısıyla sürekli izleme yöntemi olan Embriyoskop ile gerek embriyo transferi aşamasında gerekse trofektoderm biyopsisi aşamasında  hangi embriyoyu seçmemiz gerektiğine de karar vermekteyiz.

Döllenen yumurtalardan oluşan embriyolar blastokist dediğimiz aşamaya kadar takip edilmekte ve . 5.gun itibariyle blastokist asamasina gecen uygun kalitedeki embriyolara da trofektoderm biyopsisi uyguluyoruz. Çünkü; 5. güne ulaşan her embriyo biyopsi için uygun hale geçmeyebiliyor; döllenen yumurtaların belirli bir kısmı blastokist aşamasına kadar ulaşabiliyor ve blastokist aşamasına ulaşan embriyoların  içerisinden ancak  bir kısmı biyopsiye  uygun kalite ve nitelikte oluyor. 5. gün itibariyle yavaş seyreden embriyolar, 6. gün ve 7.güne kadar takip edilebiliyor ve sonucunda uygun kalitede olan tüm blastokistlere biyopsi işlemi uygulanıyor. Embriyonun hızlı yahut yavaş bölünmesi, embriyonun kromozomal açıdan sağlıklı olup olmadığının net bir göstergesi değildir. Dolayısıyla, 5. gün uygun kalitede olan embriyolar sagliklidir  yahut 6 ile 7.güne ulaşan embriyolar sağlıksızdır diye bir genelleme yapmak söz konusu değildir. Embriyo gelişiminin takibi ve biyopsi için doğru zamanlamayı yapabilmek açısından yine Embriyoskop kullanımı hastalarımız açısından büuük avantaj sağlamaktadır.

Gebelik şansını direkt olarak etkileyebilecek faktörlerden bir tanesi de  yapılan embriyo biyopsinin günü ve tekniğidir. 3.gün embriyo biyopsisinin embriyoya zarar verdiğini ve tutma şansını azalttığını gösteren çalışmalar nedeniyle merkezimizde yalnızca blastokist asamasinda ( 5. – 6. – 7. günde) biyopsi islemi uygulanmaktadır.  Bu işlemi uygulayan embriyologlarımız; dünyaca bilinen, kendi alanında cok başarılı bir embriyolog olan Laura Rienzi tarafından merkezimizde çok kapsamlı bir eğitim programını tamamlamışlardır. Embriyoloji Laboratuvar Sorumlusu  olarak  bizzat Roma’daki merkezlerini ziyaret ederek, tekrar tüm basamakları gözlemleme şansına nail olduğumu da ifade etmek istiyorum...

Biyopsi tekniğinin ideal olması da başarıya ulaşmak için yeterli değildir. Saygın bir tüp bebek merkezinin, biyopsi teknigi kadar, embriyo dondurma tekniğinin de başarıyla uygulanması gerekmektedir. Embriyologlarımızın tamamı yurt dışından gelen ve  dünyaca ünlü embriyolog olan, Markus Montag tarafından eğitilmiş olup, dondurma ve çözme programlarının basamakları kapsamında son derece yetkin ve geniş bir deneyime sahiptir. 5. gün  biyopsi yapilmasi embriyoya zarar vermemekle birlikte, biyopsi sonucu sağlıklı gelen  embriyonun, çözülmesi sonrası sağ kalım oranlarimiz 98% civarındadır. Ve bu çok saygın bir rakamdır.

Son olarak ifade etmeliyim ki; bu yöntem sağlıksız bir embriyoyu sağlıklı hale getirmemektedir. Ancak iyi bir ekip calışması ile üretilen embriyoların deneyimli ellerde işlem görmesiyle birlikte, başari şansını 70% lere kadar çıkarabilmektedir. Empati düzeyi son derece yüksek olan ekibim ve ben, sizler icin elimizden geleni ve fazlasını yapmak için hazırız. Embriyoloji kapsamında sorularınız için bizimle iletişime geçebilir, eski uygulamalarınızdaki sonuçlarınızı gönderebilir bizden bu kapsamda bilgi alabilirsiniz.

Tüm anne ve baba adaylarına bu zorlu süreçte tüm basamaklarda olduğu gibi laboratuvar ayağında da yanınızda olduğumuzu tekrar hatırlatmak ister sevgi ve selamlarımı iletirim.